|
ERZURUM FIKRALARI
NAİM HOCA FIKRALARI
--------------------------------------------------------------------------------
DUA
Erzurumspor yenilirse küme düşecek, berabere kalır ya da yenerse ligde kalacaktır. Hoca'dan dua etmesini isterler: - Hocam bi dua et de takım yensin, heç degilse berabere galsın. Hoca dua eder. Maçın 90 dakikası berabere biter ama Erzurumspor uzatmalarda bir gol yer ve küme düşer. Taraftarlar: -Ne biçim dua ettin" diye Hoca'ya çıkışırlar. Hoca: - Ula uşah ben 90 dekke için dua ettim. Ne bülim gavat uzadacah!.
--------------------------------------------------------------------------------
BENNEN YATIP
Teravih namazı sırasında gürültü yapan ve hocadan evvel veya sonra secdeye varan; caminin mahfel denilen üst kısmındaki kadınları şöyle uyarır Hoca:
-Mahfildeki garılar. Ele tek tek yatıp galhmak yok. Bundan sonra bennen yatıp, bennen bereber galhacahsız!
--------------------------------------------------------------------------------
SEVAP
Tamam işte o bankamatik var ya, ona gidir bir kart sohirsan. sonra birgaç numara yazirsan. Eğer daha önce para yatırmışsan maçina hemen istediğin parayı verir. Yoh daha önce para yatirmamişsan maçina sana deyir ki: -Ula gavat, sen ne parasi yatırdın ki şimdi benden isdirsen?
İşte sevap da buna benzer. Eğer bu dünyada sevap yaparsan, öbür dünyada garşan gelir. Yapmazsan, heç bir şey bekleme...
--------------------------------------------------------------------------------
ELLEM GULLEM
Rahmetli Naim Hoca camide vaaz verirken ,sırtını duvara ya da direğe dayayıp uyuyanlara kızar , sağ işaret parmağını sol dirseğine getirip şöyle dermiş : - Müslüman ahan bele gedayıf dolmalarıni götürirsiz, gelir camide de hır hır uyursiz, hele gahın uşah,gahın, ellem gullem etmeyin.
--------------------------------------------------------------------------------
CENEZE NAMAZİ
Zamanın Diyanet İşleri Başkanı Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Erzurum'a gelmişken okuduğu medreseyi de ziyaret etmek ister ve Şeyhler medresesine gider.O sıralarda da Naim Hoca hem Şeyhler Camiinde müezzinlik yapmaktadır hem de yanındaki medresede talebe okutmaktadır. Uzun ağızlığına cıgarasını takmış, bir ayağını uzatmış, Hocanın verdiği selamı "elesine" almıştır. Gelen başında biraz bekleyince: -Gurban adın bağışla, der Naim Hoca. Başında bekleyen: -Ömer Nasuhi Naim Hoca'da jeton düşer gibi olur. -Bülmeni de var mi? -Evet. Naim Hoca yerinden fırlar ve Ömer Nasuhi Hocanın eline uzanırken: -Buyurun ceneze namazına, der.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
TEYO PEHLİVAN FIKRALARI
--------------------------------------------------------------------------------
POKER
İsmet Paşa ile Çörçil poker oynamaktadır. Seyircileri de Teyo Pehlüvan! İsmet Paşa elindeki kartlara güvenerek: -Türkiye, dedi Teyo hemen atıldı: -Paşa neyidirsen... Ya Erzürüm.. Ya Hasangalasi.. Ya bizim evler!
--------------------------------------------------------------------------------
İT BALIKLARI
Ağa Emerika'ya Kılay'nan güleşmiye çağırdılar. Haman Keveng'in gölüne bir dumdum Ağdenizden çıhdım. İki gulaçda Cebelitarığı geşdim. Ohyanusda yüzirem bir bahdım arhamdan "hav hav" sesleri... Bir de ne dönim ağa, it balıhlari!
--------------------------------------------------------------------------------
DENK GELMİŞ
Kurtuluş Savaşı yılları.. Doğu cephesi ile telefon görüşmesi birden kesilir. Arıza ekibi Erzurum'dan yola çıkar kontrol ede ede Teyo'nun tarlasına bir gelirler ki yüz elli telefon direği yerde, Teyo hışımla ekin biçiyor. -Pehlüvan kolay gelsin de.. Direkler? -Ola oğul cepheye gidecağam dedim ambu tarlayi da biçim ele gidim. Ferğinde degilem demah tırpana denk gelmiş!
--------------------------------------------------------------------------------
TEYO KORE'DE
Teyo Kore Harbindedir. Kurşunlar havada vızır vızır ederken: "Hele bahim nevolir?" der ve başını siperden çıkarır. Çıkarır çıkarmaz da bir kurşun kulağının dibinden "vız" diye geçer. Teyo sinirlenir: -İtoğlitler! Vola demiller atar herifin gözüni kor ederih!
--------------------------------------------------------------------------------
AYİ BENİ YEDİ
Teyo Pehlüvan kahvehanede oturmuş, Zafer Pehlüvanın de kahvede olduğundan habersiz böbürlenerek anlatmaktadır. -Ola gardaş birgün dağda gezirem, tamda böyük bir kayanın dibinde garşıma bir ayi çıhmasın! Ayi benim kibi üç var, ama heç isdifimi bozmadım. Ola Teyo dedim gendi gendime bir ayıdan mi gorhacağsan. Başladık ayiyinan güleşmiye.... O beni alir yere vurir, sonra ben oni yerden yere vuriram, ne ayi pes edir, ne de ben pes diyirem. Aradan iki gün geçti, hele daha birbirimizin sırtını yere deydirmiş deyilih. Herkes işin sonunu merakla beklerken Zafer Pehlivan sert bir şekilde çıkışır. -Ola Teyo, sora ne oldu? Zaferi gören Teyo lafı dolaştırır, ne dediğini, nerede kaldığını unutur ve noktayı koyar: -Nevolacah ayi beni yedi!
--------------------------------------------------------------------------------
KARA KARGA
Teyo Pehlüvana takılmak için yol mu yok? -Teyo bahasan bu Gargalar niye bele gara? Teyo Pehlivan'ın cevabı cebinde: -Güneşe yakın uçduhlari üçün.
--------------------------------------------------------------------------------
BİR DE VAPUR
Birgün gahvede oturiram,telefon çaldi. -Pehlivan seni isdiller diye seslendiler. Gahdım bahdım, ariyan bizim Kars Valisi: -Pehlivan Sarıkamış’da denize bir cip düştü! Biz uğraştık ama çıkaramadık. Buradakiler de “ bu cipi denizden çıkarsa Hasankale’li Teyo Pehlivan çıkarır. “Allahını seversen gel bize yardım et” diye yalvardi. Bunun üzerine gahdım bindim ata. Gettim Sarigamış’a. Atladım denize, suya bir dumdum, cip suyun dibinde. Bir goluma cipi tahdım, öteki golumunan da gulaç atmaya başladım ve cipi sudan çığartdım. Ama gardaş cip bene çok ağır geldi. Tikkatli bahdım ne görim. Megerse cipe bir de vapur tahılmış.
--------------------------------------------------------------------------------
TEMMUZ'DA BUZ
Hasankale’de her yıl Temmuz ayında Karakucak güreşleri yapılır. Teyo’ya güreşçilerden birisi yaklaşarak: - Pehlivan senin güreşeceğin adamla ben de güreşeceğim. Onu biraz yor, der. Teyo: -Sen merak etme, der ve Teyo rakibi ile güreşe başlar. Ama güreş başlar başlamaz rakibi Teyo’yu kaldırdığı gibi yere vurur. Biraz önce Teyo’yu uyaran güreşçi Teyo’ya: - Pehlüvan ne oldi, çabuh pes etdin. - Ne edim oğlum, ayağım buza geldi gaydım.
--------------------------------------------------------------------------------
CLAY'IN MÜSLÜMAN OLUŞU
Teyo'nun şöhreti Amerika'ya ulaşıp, gazeteler, televizyonlar hep ondan bahsetmeye başlayınca Clay ona meydan okur. Lafın kısası Teyo ile birlikte ringe çıkarlar. -Kılay, gara bir cırbağa. Dutiram dutiram yere çaliram. Ele oldu ki, dermansız dizlerime gapandi. -Pehlüvan ben ettim sen etme, canimi bağışla. Dedim ki "ya kelmeyi şahadet getirisen ya canın alıram" O sahat müslüman oldi.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
ERZURUM FIKRALARI
--------------------------------------------------------------------------------
SAKO
Bir kış gecesi Emin Hafizin kayınbiraderi çocuklarıyla gezmeye gelir. Gece uzundur, ikram izzet gerekir ama evde hiç bir şey yok! Emin Hafiz, karısına "sen misafirlerle ilgilen" der, hemen asılı olan kaynının "sako"sunu aldığı gibi en yakın kahvede onbeş liraya okutur. Et, meyve, çerez ne lazımsa alır gelir. Karısı da sevinçle pişirir, ikram eder. Yer içerler. Geç vakitte kalkmak isterler.Kayınbirader seslenir: -Baci hele sakomi getir biz gahah. Kadın arar ama sakoyu bulamayınca: -Ağabegi senin sakon var miydi? -Eşşeggızi, zehmeri güni caket gatına mi geldi, der. Birden herkesin jetonu düşer ve hep birden Emin Hafiz'e bakarlar. Emin Hafiz istifini bozmadan: -Gavatın oğli dolmalari üçer üçer yudanda eydi hemi!
--------------------------------------------------------------------------------
İT GIRHİRAM
Eskiden İstanbul'dan Erzurum'a Trabzon üzeri vapurla gelinirdi. Trabzon'dan otobüse binene yolcular Aşkale'de araba bozulduğu için uzun bir beklemeye girmişlerdi. İstanbullu bir yolcu fırsattan istifade berbere girmiş traş oluyordu. Bu arada biri kafasını dükkana uzatıp: -Yusuf emi neyidirsen? -Neyidim oğul, ahşama geddin it gırhiram!
--------------------------------------------------------------------------------
YOLÇİ
Saf bir Erzurum'lu şehirlerarası otobüs yolculuğu yaparken mola yerinde otobüsünü şaşırmıştı. Anonsu duyunca kalkmakta olan otobüsten içeri dalıp seslendi: -Dadaşlar hele bir bahın ben bu otobusun yolçusu miyam?
--------------------------------------------------------------------------------
NE TİLKİSİ
Tebrizkapı civarında bir camide müezzinlik yapan Emin Hafiz, darlandıkça uydurduğu firkete ile yardım kasasından kağıt paraları aşırmaktadır. İmam Efendi, kasadan sürekli bozuk para çıkmasına bir anlam veremez ve işi kolaçan ettiğinde durumu anlar. Münasip bir lisanla bunu Emin Hafiz'e söyler: -Hafiz, diyirem ecep bu kasaynan bir tilki mi oynir? Tilkiliği kendine yediremeyen Emin Hafiz, elini yumruk yapıp göğsüne vura vura: -Ne tilkisi Hocam, bu aslan bu aslan!
--------------------------------------------------------------------------------
FARZET Kİ
Erzurum’da birisi tanıdık bir köylü dostuna misafirliğe gider. Ev sahibi izzet ikramda bulunur. Yemekten sonra misafirin önüne bir kalbur yer elması getirir. Bu kadar çok ikramdan mahcup olan misafir : -Ağa ne zehmet ettin, bunlara ne lüzum vardi, deyince, köylü: - Ne zehmeti efendi farzet ki müsürlüge töhmüşem öküzler yiyir !
--------------------------------------------------------------------------------
VIŞŞŞ SENE NE
Trafik lambaları şehre yeni konulmuş.Trafik polisi kırmızı ışıkta geçen teyzeyi durdurur: -Teyze teyze dur nereye gidiyorsun? Vışşşş devamsız, sene ne? Eltimgile gidirem, erimin de heberi var!
--------------------------------------------------------------------------------
DALIMIZ GIZSIN
Erzurumlu cehennemi boylamıştır ama şikayetçi değildir. Hatta memnundur. Kapıyı sık sık açan ve açık bırakanlara rica eder: -Aman, nevolur kapıyi mökkem örtün de bir dalımız gızsın.
--------------------------------------------------------------------------------
BENNAM DAĞLARI
Erzurum’un en yüksek dağları hangisidir, yazılı sorusuna bir öðrenci “bennam dağları“ cevabını yazmıştı. Öðretmen sınıfta çocuğu kaldırıp sordu : -Oğlum nereden çıkardın Bennam dağlarını? Erzurumlu olmayan öğrenci mahcup bir edayla : -Öðretmenim, soruyu bilmeyince yanımdakine sordum “BENNAM“ diye cevap verdi
--------------------------------------------------------------------------------
SİTAVUH
Erzurum’lu İstanbul’da gezerken hele bir de ano diskoya gidim demiş. Kapıdaki bekçi: -Damsız girilmez, yasak, deyince: -Gardaş benim damım Erzürümün Sitavuh kövünde.Hoç altına gındıllik tahacah halım yoh!
--------------------------------------------------------------------------------
BEDİRA
Radyo yeni icat edilmişti. Köyün birinde evdeki radyoya büyük hoperlörlerden birini bağlayıp dış duvara asmışlardı. Oradan geçen köylü çalan müziği dinlemiş dinlemiş hayretle: -İcatta icat gardaş, bedira da gonişir!
--------------------------------------------------------------------------------
BU BİR NUTUKDUR
Pasinlerin kurtuluşunda Belediye Baskanvekili Sabih Pasin heyecanlı bir nutuk çekiyor : -Ermeniler saldırdi, ahan bu ot yığınlarına kadar geldiler, biz saldıranda da ano çeşmenin yanından kaşdı cannarıni zor gulturdular. Nutku dinleyen ve o günleri yaşamış yaşlı bir kadın itiraz edip: -Ola Sebih atma atma.. Sen ne annadirsan, sen o günleri gördün mü ki, diye sorar. Buna sinirlenen Başkanvekili - Pohh yeme Behile, bu bir nutuktur! Ne söyler söylerem.!
--------------------------------------------------------------------------------
BOY KÖYNEGİ
Seks filmleri furyasında Erzurumlu kadınlar çeşme başında konuşuyorlar : -Vıışşşş Sinamaci Möhettinin gözi kor ola.. Herif eve gelir gözleri dönmüş.. Vallah sandıhda boy köynegim galmadi ! -He anam he bizimki de ele....”
--------------------------------------------------------------------------------
DALAN GUDİK DIRMANİR
Omuzları tilki kürklü bir hanımefendi Cumhuriyet caddesinde yürürken dadaşım yanına gelir: - Baci ,baci dalan gudik dırmanir. Kadın kendisine laf atıldığını düşünerek: -Terbiyesiz, der. Dadaşım bozulur : - Benene kıtlarsa kıtlasın !
--------------------------------------------------------------------------------
SUÇUMUZ NE?
Tebrizkapı'da kaldırıma yaslanarak zorla durabilen kamyonu görünce Trafik Polisi hemen yanaştı: -Hoop hemşerim, burada durmak yasak! -Aman terpetme gurban olim, frennerim dutmir. -Senin farların da kırık? -Mehellenin pijleri... -Silecekler de yok?! -Vış, ahan ben de yeni gördüm. -Ehliyet ruhsat lütfen. -Vallah rühset yok, ne yalan diyim. Ehliyet de emim de. -Peki, sana elli lira ceza yazıyorum. -Gurban olim polis bey, ahan vermesine verah da, suçumuz ne?
--------------------------------------------------------------------------------
İKİ POHLİ YUMURTA
Vali Erzurum'un köylerini ziyarete gidiyor. Bir köyde kendisine bolca yumurta kayganası ikram ediliyor. Vali çok memnun oluyor ve nezaket icabı şöyle diyor: -Muhtar ne zahmet etmişsin, bu kayganaya gerek yoktu, ayran yeterdi.. Muhtar: -Ne zehmeti vali beg, içine tükürim, iki pohli yumurta, ne gıymeti, afiyet olsun...
--------------------------------------------------------------------------------
ELEYSE NİYE DURDUN
Erzurum'lu bir hanım telaşla koşarak belediye otobüsünü durdurmaya uğraşıyor. Halk ıslıklıyor. Şoför acı bir frenle duruyor. Kadın: -Gardaş bu otubus İlice'ye gidir mi? Şoförün canı burnunda, araba dolu, zor durmuş, kızgınlıkla -Heyir baci, getmez! Kadın: -Vış! eleyse niye durdun!
--------------------------------------------------------------------------------
HELBET
Gürcükapıda sıra sıra müşteri bekleyen faytonlardan birine kibar bir adam yanaşarak faytoncuyan "binebilir miyim" diye sorunca faytoncu: -Helbetde binebülürsen, dedikten sonra kendi kendine söylenmeye başlar: -"Vola bu dünyada da ne tevür adamlar var; hem para verir hem de binebülürmiyem diye sorir. Sormiya ne lüzüm, parasıni verdıhdan sonra teyyariya bile binebülürsen!
--------------------------------------------------------------------------------
AYAHLARAN
Küçük evinin bir odasında torunuyla oturan yaşlı kadın, evin diğer müştemilatını kiraya verecekti. Bakmaya gelenlere evini şöyle meth ediyordu: -Bah ayahlaran burasi bir sofa, anburada iki ufah oda var. Anburada da ayahyoli. Ayahlaran, bah hepsi ağzın içinde....
--------------------------------------------------------------------------------
VALİ
Bir Mülkiye müfettişi doğuya teftişe giderken ihtiyar bir Erzurum'lu köylüye misafir olmuştu. Sohbet sırasında sordu: -Baba, memlekette kaç vali gördün? -On, onbeş vali hetirimdedir... -Peki bunlardan kaçı hizmet etti, kaçından memnunsunuz? -Allah geni geni rehmet etsin, Mustafa Paşa'dan çoh memnunduh! -Bu Mustafa Paşa ne hizmetler etti ki onbeş valinin içinde ona rahmet okudun? -Beg, o vali Erzürüm'e varmadan yoldayken vefat etmişdi. Gerisini sen anna
--------------------------------------------------------------------------------
CEFER AĞA
Erzurum Belediyesinin kuruluş yıllarında fahri olarak her işe koşuşturan Cafer Ağa'nın bu gayretkeşliğini ödüllendirmek için Ankara'ya gidecek heyete onu da yazmışlar. Cafer Ağa bu haberden çok memnun olmuş. Öyle ya ekabir-i memleketten olmasa heyete adını yazarlar mı? Cafer Ağa o akşam eve hergünkünden farklı bir havayla gelince hanımı merak edip sormuş: -Cefer, o gözel sufatın niye ele töhmüş, mosolun asmışsan, bişeye mi sinirlendin? -Ben sinirlenmim kim sinirlensin! Bıhdım usandım. Sohahlar mi temizlenecah, gel Cefer Ağa, çölpühler mi payhlanacah, gel Cefer Ağa. Şindi de Engere'de hökümatın işi bozulmuş, gel Cefer Ağa!
--------------------------------------------------------------------------------
CERİYAN
Neriman Hanıma gelen misafir, evin kızını ortalıkta göremeyince sormuştu: -Ayşe nerede, göremedim? Ev sahibi hava akımını kastederek: -Geçen gün sizin evde ceriyana kapılmış, hesde yatir içerde. Bu söz üzerine misafir hanım öfkeyle: -Viyh torpah başıma, bizim evde ceriyan ne arir? Sen de bülirsen ki biz kaz lambasi gullanirih!
--------------------------------------------------------------------------------
HURDA NENE
Çeşitli hastalıklar, kazalar geçirmiş, bir gözünü kaybetmiş, romatizmadan beli bükülmüş, parmakları çarpılmış olduğundan mahalleli bu yetmişlik ihtiyara Hurda Nene adını takmıştı. Rahmetli o haliyle bile herkesle şakalamayı, espri yapmayı severdi.
Hastalanmış ,hastaneye kaldırılmıştı. Sabahleyini, nabzını ve ateşini kontrol eden doktor der ki: -Teyze maşallah çok iyisin. Nabız normal, ateş de yok. Vücut sıcaklığın 37 derece. -Tohtor beg oğlum, der Nene, bir türli ıssınamirem. Soyuhdan donirem. sen o otuz yedi dereceyi kırka elliye çıkart. Ücreti mühüm değil.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
TORTUMLU FIKRALARI
--------------------------------------------------------------------------------
BEN DİYİREM
Tortum'un köylerinden birine Kaymakam bir köprü yaptırır. Ancak köprü biraz alçak olduğu için buradan geçen eşeklerin kulaklarına sürtünür. Tortumlu da eline bir bıçak alarak eşeğin kulağının sürtündüğü yerleri oymaya başlar. Tam bu sırada Kaymakam yanına gelir ve niye köprüyü oyduğunu sorar. Tortumlu da eşeğinin kulakları sürttüğü için bunu yaptığını söyleyince Kaymakam: -Köprüyü oyacağına eşeğin ayaklarına gelen yeri kazısana,der. Tortumlu şöyle bir bakar: -Bir de ohumuş adamsan Gaymagam beg, ben diyirem gulahlari... sen diyirsen ayahlari!
--------------------------------------------------------------------------------
ENDÜRDÜÜÜÜZ
Tortum köylerinden birinde yatsı namazını on rekat kılıyorlarmış. Bağ bahçe işlerinde yorulduklarından bu bile fazla geldiğinden on rekatı daha aşağı indirmek için Müftüye bir heyet gönderirler. Köylüler derdini anlatır ama Müftünün cevabı açıktır: -On rekattan başka üç rekat da vitr-i vacip kılacaksınız. Aşağısı hiç olmaz. Heyet köye dönerken köylüler de hayırlı bir haber almak için mezalığın yanına kadar gelmişlerdir. İçlerinden biri heyet uzaktan bağırı: -Endürdüüüüüz?! -Poh endürdüh, üçde fıtrifıcır kılacayuh!
--------------------------------------------------------------------------------
EHMED
Bir zamanlar yol vergisi vardı. Ya yol vergisi vereceksin ya da yol işinde çalışacaksın. İki Tortumlu hem vergi verememiş hem de işten kaçmışlardı ki yolda jandarmayla karşılaştılar. -Dipkoçanızi verin bahim! -Yohdur. -Adın ne? Tortumlu, arkadaşının gözlerine bakıp bir işaret verdi. Adlarını da söylemezlerse kurtulacaklardı. -Ola benüm adım neydi Memmed? -Ben ne bülim Ehmed!
--------------------------------------------------------------------------------
EŞŞEGİ BÜLİRSİN
Her yıl dünyanın bir bölgesini gezmeyi adet edinen Tortumlu, dönüşünde de gördüklerini etrafına anlatırdı. -Memmet, bu sene nereye getdün? -Efrikiye. -Eeee? -Orada safari yapduh. -Ula safari nedür? -Çeşüt çeşüt yaban hayvani vurduh da! -Ya sen ne vurdun? -Zürafa vurdum. -Ula zürafa nedür? -Eşşegi bülirsin? -Hee. -Onun ayahlari iki metre, boyni iki metre olani. -Başga? -Kergedan vurdum. -Ula o nedir? -Eşşegi bülirsin? -Hee. -Ondan üş teneyi birleşdirirsin burnuna da bir tikinti yapirsin, o. -Başga? -Piton vurdum. -Piton ne ki? -Eşşegi bülirsin? -Hee. -Guyruğuni de bülirsin? -Helbet. -Onun dört metre olani. Ama eşşeg yoh!
--------------------------------------------------------------------------------
TUT SATİRAM
Tortumlu'nun biri eşeğe yüklediği dutu "batmanı 2.5" diye bağırarak satıyordu.Biri kulağına eğilip "kilosu gaça" diyende: -Niye baba ele egilib gulağıma fısıldirsan, hoç esgeriye mevzeri satmiram; tut satiram!
--------------------------------------------------------------------------------
HEÇ BELLİM OLMAZ
Tortum'lu iki kardeş, yan köyden kız kaçırmış, kendi köylerine dönüyorlardı. Arazi malum patika! Büyük kardeş önde kız ortada küçük kardeş arkada. Kız hangi kardeşe kaçırıldığını merak edip arkadaki küçüğe yanaştı ve sordu: -Bahasan beni hangüze kaçırdıııız? Küçük kardeş şöyle bir bıyıklarını burduktan sonra : -Orası heç bellim olmaz! Hele bir eva gidah!
--------------------------------------------------------------------------------
|